İlişkimi Bitiremiyorum: Bir İlişkiyi Neden Bırakamayız?

İlişkimi Bitiremiyorum: Bir İlişkiyi Neden Bırakamayız?

İlişkimi bitiremiyorum, ayrılmak istediğim halde neden ayrılamıyorum? İlişkiyi bitirmeye karar verdiği halde bunu bir türlü yapamayan kişiler neden zorlanır? Bağlanma kuramı, Mary Ainsworth, John Bowlby, yetişkin bağlanması, Erich Fromm ve Byung-Chul Han'ın görüşleri ışığında bir ilişkiyi bırakamamanın psikolojik dinamiklerini Psikolog Beril Ramazanoğlu ile inceliyoruz.

Bazen mesele ilişkiyi bitirip bitirmemek değildir. Bazı insanlar ilişkilerini bitirmek istemedikleri için ayrılamaz. Bazıları ise ilişkinin bitmesi gerektiğine çoktan karar vermiştir; ancak o son konuşmayı bir türlü yapamaz.

İlişkinin artık eskisi gibi olmadığını bilirsiniz. Aynı sorunların tekrar tekrar yaşandığını, kendinizi ilişkinin içinde giderek daha yalnız hissettiğinizi veya geleceğinizi artık bu ilişkinin içerisinde görmek istemediğinizi fark etmiş olabilirsiniz.

Hatta belki defalarca kendi kendinize: "Bu ilişkiyi bitirmeliyim." demişsinizdir.

Ayrılık konuşmasını zihninizde yapmış, ne söyleyeceğinizi düşünmüş, belki mesajı bile yazmış olabilirsiniz. Ama bir türlü gönderemezsiniz. Çünkü karar netleştiğinde bu kez başka sorular ortaya çıkmaya başlar:

"Ya pişman olursam?"
"Ya onu çok üzersem?"
"Ya ayrıldıktan sonra çok özlersem?"
"Ya bir daha böyle bir ilişki bulamazsam?"
"Ya çok üzülürse?"

Bazen de hiçbir şey söylemeden önce birlikte güzel bir akşam geçirirsiniz ve zihninizdeki bütün kararlılık bir anda sarsılır. "Belki de her şey o kadar kötü değildir." Sonra aynı sorun yeniden yaşanır. Ve kendinizi tekrar aynı cümlenin içinde bulursunuz: "İlişkimi bitirmem gerektiğini biliyorum ama neden bitiremiyorum?". Ancak ilişkiyi bitirememe deneyimi yalnızca ayrılmaya karar vermiş kişilerde görülmez.

Bazen insan ilişkinin kendisini bırakmak istemez; bazen yalnız kalmaktan, terk edilmekten veya sevdiği kişiyi kaybetmekten korkar. Bazen ise ilişkinin bugünkü hâlinden çok, geçmişteki hâline veya gelecekte dönüşebileceğine inandığı hâline tutunur.

Dolayısıyla "İlişkimi bitiremiyorum" cümlesinin altında tek bir psikolojik neden aramak mümkün değildir. Bu deneyimin içinde bağlanma ihtiyacından ayrılık korkusuna, alışkanlıktan yalnızlığa, geçmiş deneyimlerden kişinin ilişki içerisinde oluşturduğu kimliğe kadar birçok farklı süreç bulunabilir.

Psikolojik açıdan bu nedenle asıl soru yalnızca: "Onu hâlâ seviyor muyum?" değildir. Bazen daha önemli sorular şunlardır:

"Bu ilişkide kalmayı gerçekten seçiyor muyum, yoksa ayrılmaktan mı korkuyorum?" 

"Partnerimi mi kaybetmekten korkuyorum, yoksa onunla birlikte sahip olduğum hayatı mı?"

"İlişkinin bugününü mü seviyorum, yoksa geçmişteki hâlini mi?"

"Bu ilişkiyi bitirmek beni kötü biri yapar mı?"

Bu içerikte ilişkiyi bitirememe deneyimini bağlanma kuramı, gelişim psikolojisi, yetişkin romantik ilişkileri, bilişsel ve davranışsal süreçler, Erich Fromm ve Byung-Chul Han'ın aşk üzerine düşünceleri üzerinden birlikte inceleyeceğiz.

Bir İlişkiyi Bitirmek Neden Bu Kadar Zor Olabilir?

Bir ilişkinin sona ermesi yalnızca iki insan arasındaki iletişimin sona ermesi değildir. İlişkiler zaman içerisinde günlük yaşamın içine yerleşir. Birlikte geçirilen zaman, ortak planlar, alışkanlıklar, gelecek beklentileri ve kişinin kendisini ilişki içerisindeki konumuyla tanımlaması, zamanla güçlü bir psikolojik yapı oluşturabilir. Bu nedenle ayrılık gerçekleştiğinde kaybedilen yalnızca partner olmayabilir.

Kişi aynı zamanda:
- birlikte kurduğu gelecek hayalini,
- günlük yaşamındaki alışkanlıkları,
- kendisini ait hissettiği ilişkiyi,
- partnerinden aldığı duygusal güveni,
- "biz" olarak tanımladığı kimliğini de kaybedebilir.

Bu nedenle bazı ayrılıklarda insan aslında yalnızca bir kişiden değil, o kişiyle birlikte kurduğu dünyadan ayrılmaktadır.

Üstelik bu dünya tamamen kötü bir ilişkiden oluşmak zorunda da değildir. Bir ilişkinin içerisinde sevgi, yakınlık, güzel anılar ve gerçek bir bağ bulunabilir. Aynı zamanda ilişki kişinin ihtiyaçlarını karşılamıyor da olabilir. Bu iki gerçek birbirini dışlamaz.

Birini seviyor olmak, o ilişkinin mutlaka devam etmesi gerektiği anlamına gelmez.

Ayrılmaya Karar Verdiğiniz Hâlde Neden Hâlâ Yapamıyorsunuz?

Bazen kişi ilişkisinin geleceği konusunda aslında önemli ölçüde kararını vermiştir. İlişkinin kendisine iyi gelmediğini düşünmektedir. Sorunların tekrarlandığını görmektedir. Hatta ilişkinin devam etmesini istemediğini uzun zamandır kendisine itiraf etmektedir.

Ancak karar vermek ile kararın gerektirdiği davranışı gerçekleştirmek aynı psikolojik süreç değildir.

Zihin: "Bu ilişkiyi bitirmeliyim." diyebilir.

Aynı anda duygular:
"Ama onu incitmek istemiyorum."
"Ya çok üzülürse?"
"Ya sonra pişman olursam?"
"Ya yalnız kalırsam?" diyebilir.

Bu durumda kişi kararından çok, kararın yaratacağı duygularla mücadele etmeye başlayabilir. Ayrılık konuşmasını ertelemek kısa vadede rahatlatıcı olabilir. "Bugün söylemeyeyim." dersiniz. O an kaygınız azalır. Ancak ilişki devam eder ve temel sorun ortadan kalkmaz. Bir süre sonra aynı düşünce yeniden ortaya çıkar: "Bu ilişkiyi bitirmeliyim." Böylece bir döngü oluşabilir:

Karar → kaygı → erteleme → kısa süreli rahatlama → ilişkinin devam etmesi → yeniden rahatsızlık → tekrar karar

Bu nedenle ayrılık konuşmasını sürekli ertelemek, kişinin ilişkisinden memnun olduğu anlamına gelmez. Bazen yalnızca ayrılığın yaratacağı yoğun duygudan kaçındığını gösterir. Burada psikolojik açıdan önemli bir ayrım vardır:

"Ayrılmak istemiyorum." ile "Ayrılmaktan korkuyorum." aynı şey değildir.

Karar Vermek ile Ayrılmak Arasında Neden Böyle Bir Mesafe Oluşur?

İnsan davranışları yalnızca mantıksal kararlarla şekillenmez. Bir ilişkinin artık devam etmemesi gerektiğine inanmak, ayrılığın ardından yaşanacak duygulara hazır olmak anlamına gelmez. Ayrılık; kayıp, belirsizlik ve değişim içerir. Bu nedenle kişi doğru olduğuna inandığı bir kararın ardından bile yoğun kaygı yaşayabilir. Özellikle karşı tarafın ne hissedeceği konusunda kendisini sorumlu hisseden kişiler için ayrılık daha da zor olabilir.

"Onu üzmek istemiyorum."
"Bunca yılın ardından bunu nasıl yapacağım?"

"Bana çok emek verdi."
"Ya beni kötü biri olarak görürse?"

Bu düşünceler kişiyi ilişki içerisinde tutabilir. Ancak bir ilişkiyi yalnızca diğer kişi üzülmesin diye sürdürmek, ilişkinin iki tarafı açısından da her zaman sağlıklı bir sonuç yaratmayabilir. Çünkü kişi fiziksel olarak ilişkinin içerisinde kalırken duygusal olarak ilişkiden uzaklaşabilir. Bu durumda ilişki devam ediyor gibi görünürken, kişi kendi içinde çoktan ayrılık sürecine başlamış olabilir.

Bağlandığımız İçin mi Ayrılamıyoruz, Kaybetmekten Korktuğumuz İçin mi?

Bir insanın yakın ilişkilerde nasıl davrandığını anlamaya çalışırken bağlanma kuramı önemli bir başlangıç noktasıdır. John Bowlby, geliştirdiği Bağlanma Kuramı ile insanların yaşamlarının erken dönemlerinde bakım veren kişilerle kurdukları ilişkilerin güvenlik duygusunun gelişiminde önemli bir rol oynadığını öne sürmüştür. 

Bu alandaki en önemli araştırmacılardan biri ise Mary Ainsworth'tur. Ainsworth ve çalışma arkadaşlarının gerçekleştirdiği ünlü "Yabancı Durum" (Strange Situation) çalışmaları, çocukların bakım verenlerinden ayrılma ve yeniden bir araya gelme durumlarında farklı tepkiler gösterebildiklerini ortaya koymuştur.

Bu çalışmalar güvenli ve güvensiz bağlanma örüntülerinin anlaşılması açısından önemli bir temel oluşturmuştur. Güvenli bağlanma deneyiminde çocuk, bakım veren kişinin zaman zaman uzaklaşabileceğini ancak ilişkinin tamamen ortadan kalkmayacağını deneyimleyebilir. Bu deneyim zaman içerisinde önemli bir psikolojik temel oluşturabilir:

"Yakın olduğum kişi benden uzaklaşsa bile bağ tamamen yok olmaz."

Güvensiz bağlanma örüntülerinde ise ayrılık, yakınlık ve yeniden birleşme deneyimleri farklı şekillerde yaşanabilir. Bu erken deneyimlerin yetişkinlikteki romantik ilişkileri birebir belirlediğini söylemek doğru olmaz. 

Ancak bağlanma araştırmaları, erken dönemde oluşan ilişkisel beklentilerin yetişkinlikte yakınlık, güven, ayrılık ve terk edilme gibi konuların nasıl deneyimlendiğini etkileyebileceğini göstermektedir. Bu nedenle bazı insanlar için ayrılık yalnızca: "Bir ilişki sona eriyor." anlamına gelirken, bazıları için çok daha derin bir tehdit gibi hissedilebilir:

"Beni seven kişiyi kaybediyorum."
"Artık yalnızım."
"Bir daha kimseye güvenemeyeceğim."
 
"Beni terk ettilerse demek ki yeterince değerli değilim."

Burada önemli olan nokta, bu düşüncelerin her zaman gerçeği yansıtmaması; kişinin geçmiş ilişkisel deneyimleriyle bağlantılı olarak son derece gerçekmiş gibi hissedilebilmesidir.

Mary Ainsworth ve Ayrılık Karşısında Hissettiğimiz Güvenlik İhtiyacı

Ainsworth'un çalışmaları bize bağlanmanın yalnızca "birini sevmek" anlamına gelmediğini gösteren önemli bir perspektif sunar. Yakın ilişkiler aynı zamanda güvenlik ve ulaşılabilirlik duygusuyla da bağlantılıdır. Bu nedenle romantik bir partner zaman içerisinde yalnızca sevilen bir kişi değil, kişinin duygusal dünyasında önemli bir güven figürü hâline gelebilir.

Yetişkin romantik ilişkileri üzerine yapılan çalışmalar da bu bağın önemini desteklemiştir. Cindy Hazan ve Phillip Shaver, 1987 yılında yayımladıkları çalışmada romantik aşkı bir bağlanma süreci olarak ele almış ve yetişkin romantik ilişkileri ile bağlanma süreçleri arasındaki benzerliklere dikkat çekmişlerdir.

Bu bakış açısı, "İlişkimi bitiremiyorum" diyen kişinin yaşadığı güçlüğü yalnızca sevginin yoğunluğuyla açıklamanın yetersiz olabileceğini gösterir.

Çünkü sevginin yanında başka süreçler de devrede olabilir:
Terk edilme korkusu.
Yalnız kalma korkusu.
Değersiz hissetme korkusu.
Geleceğin belirsizliği.
Yeni bir ilişki kuramama düşüncesi.
Alışılmış güven alanını kaybetme korkusu.

Bu nedenle bazen kişi ilişkiden ayrılmak istemediği için değil, ayrılığın yaratacağı duygularla baş etmekte zorlandığı için ilişkide kalabilir.

"Onu Kaybetmekten mi Korkuyorum, Yoksa Yalnız Kalmaktan mı?"

İlişkiyi bitirmeyi düşündüğümüzde zihnimizde oluşan korkunun kaynağını ayırt etmek oldukça önemlidir. Çünkü bazen kişi gerçekten partnerini kaybetmekten korkar. Bazen ise partnerden çok, partnerin yokluğunda ortaya çıkacak boşluktan korkar. Bu ikisi birbirine benzese de psikolojik olarak aynı deneyim değildir.

Örneğin: "Onunla olmak istiyorum." ile "Onsuz ne yapacağımı bilmiyorum." aynı cümle değildir. Birincisi ilişkinin kendisine yönelik bir arzuyu ifade ederken, ikincisi ayrılığın yaratacağı belirsizlik ve yalnızlıkla ilgili olabilir.

Benzer şekilde: "Onu özlüyorum." demek ile "Onunla birlikte kendimi değerli hissediyordum." demek de aynı anlama gelmez. Bu ayrım, kişinin neden ayrılamadığını anlamasında önemli olabilir.

Çünkü bazen insan bir kişiye değil, o kişinin kendi hayatında doldurduğu psikolojik işleve bağlanmış olabilir.

Bazen Bırakamadığımız Şey İnsan Değil, İlişkinin Geçmişidir

İlişkilerde en zor bırakılan şeylerden biri bazen ilişkinin kendisi değil, onun olabileceğine inandığımız hâlidir.

"Bu durum birgün düzelecek."
"Biraz daha sabredersem değişecek."
"Şu dönem geçince her şey güzel olacak."
"Eskisi gibi olabiliriz."

Bu düşünceler bazen kişinin mevcut ilişkiyle değil, ilişkinin gelecekte dönüşebileceği ihtimalle bağ kurmasına neden olabilir. Burada geçmiş ile gelecek arasında sıkışan bir ilişki ortaya çıkabilir. Kişi bugünkü ilişkisinden memnun değildir. Ancak geçmişteki güzel günleri hatırlar. Gelecekte her şeyin düzelebileceğine inanır. Böylece bugünün gerçekliği ile geçmişin hatırası ve geleceğin ihtimali arasında yaşamaya başlayabilir.

Bu durumda kişinin kendisine sorabileceği önemli sorulardan biri şudur: "Bu ilişki bugün olduğu hâliyle devam etse, yine de onu seçer miydim?"

Çünkü bazen ilişkide kalmamızı sağlayan şey mevcut ilişkinin kendisi değil, onun değişeceğine dair umuttur.

"Ya Bir Daha Böyle Birini Bulamazsam?"

İlişkiyi bitirememenin en güçlü nedenlerinden biri geleceğe ilişkin belirsizlik olabilir. Kişi mevcut ilişkinin sorunlarını görebilir ancak alternatif bir geleceği göremediğinde mevcut ilişkiye daha sıkı tutunabilir.

Zihinde şu düşünceler oluşabilir:
"Ya bir daha beni böyle seven biri olmazsa?" 
"Ya bir daha böyle bir bağ kuramazsam?" 
"Ya yalnız kalırsam?"
"Ya ayrıldıktan sonra pişman olursam?"

Burada önemli bir psikolojik ayrım vardır. Kişi mevcut ilişkisinin kendisini mutlu edip etmediğini değerlendirmek yerine, gelecekte daha iyisini bulup bulamayacağını düşünmeye başlayabilir. Oysa iki soru birbirinden farklıdır.

"Bu ilişki benim için iyi mi?" ile "Bundan daha iyisini bulabilir miyim?" aynı soru değildir. 

Bir ilişkinin sizin için uygun olup olmadığını değerlendirmek için gelecekte karşınıza çıkacak başka bir insanın varlığını bilmeniz gerekmez.

Ayrılık Kararını Ertelemek Neden Geçici Olarak İyi Hissettirir?

Ayrılık konuşmasını yapmamak, o anda kişiye gerçek bir rahatlama sağlayabilir. Konuşmayı ertelersiniz. Kaygınız azalır. Partnerinizle normal bir akşam geçirirsiniz. Bir süreliğine her şey yolunda gibi görünür.

Bu nedenle kişi kendi kendine: "Belki de gerçekten ayrılmak istemiyorum." diyebilir.

Ancak burada kısa süreli rahatlama ile uzun vadeli ihtiyaç birbirinden ayrılmalıdır. Bazen rahatlamanın nedeni ilişkinin düzelmiş olması değil, korkulan konuşmanın henüz yapılmamış olmasıdır. Bu nedenle kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:

"Konuşmayı ertelediğimde ilişkim gerçekten daha iyi mi oluyor, yoksa yalnızca ayrılık kaygım mı azalıyor?"

Bu ayrım, ilişkiyi bitirme kararı ile ayrılıktan kaçınma davranışını birbirinden ayırmak açısından önemlidir.

Erich Fromm: Sevgi ile Bağımlılık Arasındaki Fark

İlişkiyi bitirememe meselesine yalnızca klinik psikoloji açısından değil, sevginin doğası üzerinden de bakılabilir. Erich Fromm, Sevme Sanatı adlı eserinde sevgiyi yalnızca birine sahip olma veya ondan bir şey alma biçiminde değil; ilgi, sorumluluk, saygı ve karşılıklı gelişim içeren aktif bir süreç olarak ele alır.

Fromm açısından olgun sevgi, kişinin diğerine tamamen bağımlı hâle gelmesi anlamına gelmez. Bu ayrım ilişkiyi bitirememe açısından önemli bir soru ortaya çıkarır:

"Birini sevdiğim için mi onunla kalıyorum, yoksa onsuz kendimi eksik hissettiğim için mi?"

Bu sorunun kolay bir cevabı olmayabilir. Çünkü sevgi ile bağımlılık birbirini tamamen dışlayan iki deneyim değildir. Bir ilişkide sevgi bulunurken aynı zamanda yoğun bağımlılık, korku veya güvensizlik de bulunabilir. Bu nedenle mesele yalnızca:

"Onu seviyor muyum?" sorusu değildir. Asıl meselelerden biri şudur: "Bu ilişkide sevgi ile korku birbirine ne kadar karışmış durumda?"

Byung-Chul Han: Bir İlişkiden Ayrılırken Aslında Neyi Kaybediyoruz?

İlişkiyi bitirememe meselesinin bir başka boyutu ise modern insanın aşkı nasıl deneyimlediğiyle ilgilidir. Byung-Chul Han, The Agony of Eros adlı eserinde modern toplumun "Öteki" ile kurduğu ilişkinin giderek değiştiğini savunur. Han'a göre aşk, insanın kendisine benzeyen birini tüketmesi veya kendisini doğrulayan bir aynayla karşılaşması değildir.

Aşkın içerisinde insanın kendi sınırlarının dışına çıkmasını sağlayan bir Öteki'yle karşılaşma vardır. Bu düşünce ilişkiyi bitirememe meselesi açısından ilginç bir soru ortaya çıkarır:

Bir ilişkiye gerçekten bağlandığımız için mi ayrılamıyoruz, yoksa o ilişki içerisinde kendimiz hakkında oluşturduğumuz hikâyeyi kaybetmekten mi korkuyoruz?


Çünkü uzun ilişkiler yalnızca iki insanı birbirine bağlamaz. Zaman içerisinde bir "biz" oluşturur. Ben ve sen, giderek biz hâline gelir. Birlikte yaşanan anılar, planlar, arkadaşlıklar, alışkanlıklar ve gelecek tasarıları bu "biz" duygusunu güçlendirir. Bu nedenle ayrılık bazen yalnızca partnerin kaybı değildir.

Kişinin kendisini tanımladığı bir dünyanın kaybıdır. Belki de bu yüzden bazı insanlar ilişkiyi bitirmeyi düşündüklerinde yalnızca partnerlerini değil, gelecekteki kendilerini de kaybetmekten korkarlar.

Bir İlişkiyi Bırakamamak ile O İlişkide Kalmak İstemek Aynı Şey Değildir

Bazen kişi uzun süre boyunca kendisine: "Demek ki hâlâ onu istiyorum." der. Çünkü ayrılamamaktadır. Oysa davranışın nedenini anlamadan davranışın kendisinden sonuç çıkarmak yanıltıcı olabilir. Bir insan ilişkiden ayrılmıyor olabilir çünkü:

- partnerini gerçekten seviyor olabilir,
- yalnız kalmaktan korkuyor olabilir,
- karşı tarafı incitmek istemiyor olabilir,
- geçmişe bağlı olabilir,
- ilişkinin düzeleceğine inanıyor olabilir,
- alışkanlıklarını kaybetmekten korkuyor olabilir,
- ekonomik veya sosyal nedenlerle zorlanıyor olabilir,
- ayrılık sonrasında yaşayacağı belirsizlikten kaçınıyor olabilir.

Dolayısıyla "Hâlâ ayrılamadım", tek başına "Bu ilişkide kalmak istiyorum" anlamına gelmez. Bazen kişinin davranışı ile bilinçli kararı arasında bir mesafe oluşabilir. Bu mesafenin nedenini anlamak, kendisini suçlamaktan daha faydalı bir başlangıç olabilir.

Peki Gerçekten İlişkiyi Bitirmek mi İstiyorsunuz?

İlişkiyi bitirmek veya sürdürmek konusunda tek bir doğru cevap yoktur. Ancak kişi kendi deneyimini anlamak için bazı soruları kendisine yöneltebilir:

Bu ilişkide kalmak istiyor muyum, yoksa ayrılmaktan mı korkuyorum?
Partnerimi mi özlüyorum, yoksa onunla birlikte olduğum kişiyi mi?
İlişkinin bugününü mü seviyorum, yoksa geçmişteki hâlini mi?
Bu ilişki hiç değişmeden bir yıl daha devam etse, bunu ister miydim?
Partnerim hayatımdan çıktığında en çok neyi kaybetmekten korkuyorum?
Yalnız kalmaktan mı korkuyorum, yoksa gerçekten bu insanla yaşamaya devam etmek mi istiyorum?
İlişkinin değişeceğine dair somut bir neden var mı, yoksa yalnızca umut mu ediyorum?
Ayrılık düşüncesi beni üzüyor mu, yoksa beni korkutuyor mu?

Bu soruların amacı kişiyi hemen bir ayrılık kararına götürmek değildir. Ama bazen insanın karar verememesinin nedeni seçeneklerin belirsizliği değil, hangi duygunun kararını yönettiğini fark edememesidir.

Bir İlişkinin Bitmesi, Yaşananların Değersiz Olduğu Anlamına Gelmez

İlişkiler hakkında konuşurken ayrılık çoğu zaman başarısızlık gibi düşünülür. Oysa bir ilişkinin sona ermesi, o ilişkinin hiç gerçek olmadığı anlamına gelmez. Bazı ilişkiler hayatımızın belirli dönemlerinde bize eşlik eder. Bize yakınlığı, çatışmayı, sınırları, ihtiyaçlarımızı veya kendimizi tanımayı öğretir. Ancak bir ilişkinin hayatımızda önemli bir yere sahip olması, onun sonsuza kadar sürmesi gerektiği anlamına gelmez.

Bir ilişkinin bitmesi, yaşananların değersiz olduğu anlamına gelmez. Bazen bir ilişkiyi bırakmak, o ilişkiyi hiç sevmemiş olmak değil; mevcut hâliyle artık sürdürülemeyeceğini kabul etmektir.

Bu nedenle "İlişkimi bitiremiyorum" cümlesinin altında her zaman yalnızca sevgi aramamak gerekir. Bazen orada bağlanma ihtiyacı, bazen terk edilme korkusu, bazen yalnızlık, bazen alışkanlık, bazen gelecek kaygısı, bazen de kişinin kendisini ilişki üzerinden tanımlaması vardır. Ve bütün bunlar aynı anda bulunabilir.

Sonuç: Bırakmak Neden Bu Kadar Zor?

Bir ilişkiden ayrılmak yalnızca bir kişiden uzaklaşmak değildir. Bazen çocuklukta şekillenmiş bağlanma ihtiyaçlarıyla, bazen yalnızlık korkusuyla, bazen geçmişte yaşanan güzel anılarla, bazen geleceğe dair umutlarla ve bazen de kendimiz hakkında oluşturduğumuz hikâyelerle yüzleşmeyi gerektirir.

Mary Ainsworth'un bağlanma araştırmalarından Bowlby'nin bağlanma kuramına, yetişkin romantik ilişkileri üzerine yapılan çalışmalardan Erich Fromm'un sevgi anlayışına ve Byung-Chul Han'ın modern aşk üzerine düşüncelerine kadar farklı perspektifler bize benzer bir noktayı hatırlatır:

İnsan yalnızca bir kişiye değil, o kişiyle kurduğu bağa ve o bağın kendisinde yarattığı dünyaya da bağlanabilir.

Bu nedenle bazen en zor soru: "Onu hâlâ seviyor muyum?" değildir. Daha zor olan soru şudur:

"Onunla kalmayı gerçekten seçiyor muyum, yoksa onsuz kalmaktan mı korkuyorum?" Bu soruya dürüstçe yaklaşmak, ilişkinin geleceği hakkında hemen bir karar vermeyi gerektirmez. Ancak kişinin kendi duygularını, ihtiyaçlarını ve korkularını birbirinden ayırmaya başlamasını sağlayabilir.

Çünkü bazen bir ilişkiyi bitirememenin ardında sevgiden çok daha fazlası vardır. Ve insan neye tutunduğunu anlamaya başladığında, neyi bırakıp neyi korumak istediğini de daha açık görebilir.

Eğer siz de ilişkinizi bitirmek istediğiniz hâlde kendinizi sürekli aynı döngünün içinde buluyor, karar vermekte zorlanıyor veya ayrılık düşüncesiyle yoğun kaygı yaşıyorsanız, bu süreci tek başınıza anlamlandırmak zorunda değilsiniz.

Psikolojik destek, ilişkinizde ne yaşadığınızı, neye tutunduğunuzu ve sizi ayrılmaktan alıkoyan duyguların nereden geldiğini daha yakından keşfetmenize yardımcı olabilir. Bazen net bir karar vermeden önce, kendi duygularınıza güvenli bir alanda biraz daha yakından bakmak yeterli bir başlangıç olabilir.

Kaynakça

- Ainsworth, M. D. S., Blehar, M. C., Waters, E., & Wall, S. (1978). Patterns of Attachment: A Psychological Study of the Strange Situation. Lawrence Erlbaum Associates.
- Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss: Vol. 1. Attachment. Basic Books.
- Bowlby, J. (1973). Attachment and Loss: Vol. 2. Separation: Anxiety and Anger. Basic Books.
- Fromm, E. (1956). The Art of Loving. Harper & Brothers.
- Hazan, C., & Shaver, P. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524.
- Han, B.-C. (2017). The Agony of Eros. MIT Press.
- Johnson, S. M. (2008). Hold Me Tight: Seven Conversations for a Lifetime of Love. Little, Brown Spark.
- Gottman, J. M., & Silver, N. (1999). The Seven Principles for Making Marriage Work. Crown.

TÜM İÇERİKLERİ GÖR
Terapi paketleri mobil görünüm

Seans oluşturmak için

Terapi paketlerinden size en uygun olanı seçip WhatsApp veya e-posta üzerinden hızlıca seans talebi oluşturabilirsiniz.

Hemen Bilgi Al

İlişkimi Bitiremiyorum: Bir İlişkiyi Neden Bırakamayız?